1 / 7
1.jpg
2 / 7
2.jpg
3 / 7
3.jpg
4 / 7
4.jpg
5 / 7
5.jpg
6 / 7
6.jpg
7 / 7
7.jpg

Bismillâhirrahmanirrahim

"Bismillâhirrahmanirrahim", günlük konuşmalarımızda çok kullandığımız dini ifadelerden biridir. Buna kısaca "Besmele" denir. Besmele, "Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adı ile (başlamak)" anlamına gelir. Besmelenin kısaltılmış şekli "Bismillah" tır. Bu cümle de "Allah'ın adıyla" anlamındadır. Bu sözcükler Allah'ı hatırlamak ve anmak demektir.

Besmelede Allah’ın 3 ismi geçmektedir. Allah, Rahman ve Rahim

"Besmele"de geçen "Rahman"; herkese rızık veren, doyuran, acıyan, rahmet sahibi Allah anlamına gelir. "Rahim" ise, inananlara merhamet eden ve bağışlayan Allah demektir.

Besmelede geçen Rahman ismini tecellisi dünyada açık ve bariz bir şekilde görmekteyiz. Bundan dolayı Allah rahman ismi ile canlılardan bitki, hayvan, insan mü’min, kafir ayrımı yapmaksızın tüm varlıkları besler.

Rahim ismi, şefkat ve merhamet etmek anlamına gelir. Allah ismin Allahın zatın ıve tüm isimlerini içerisine alan geniş bir anlama sahiptir. Bu yüzden Allah dediğimiz zaman aslında tüm esmaül hüsnayı kasdetmiş oluruz.

Bu nedenle Bismillah Bismillahirrahmanirrahimin özetidir.

Yüce Allah Kur'anıkerim'de birçok ayette "Besmele"de geçen "Rahman" ve "Rahim" isim sıfatlarıyla insanlara olan sevgisini ve şefkatini ifade etmiştir.

Bir işe besmele ile başlamak o anda Allah’ın sevgi, merhamet ve şefkatini görmek ve kişinin kendisi de o işte Allah'ın sevgi ve merhametine talip olması demektir.

Erciyes Dağı

3.917 metre yüksekliğe sahip Erciyes Dağı, bulutları delen zirvesi, tepesinden eksik olmayan karı ve insana ilahi duygular sunan azametiyle, Kayseri’nin sembolüdür.Sönmüş bir “küme volkan” olan dağın, volkanik patlamaları günümüzden 30 milyon yıl önce başlamış. Erciyesden çıkan küller, rüzgarla kilometrelerce uzaklara taşınmış ve Hasan Dağı ile birlikte, Nevşehir, Ürgüp etrafındaki peri bacalarını oluşturmuş, yüksek kısımları her mevsim karla kaplı olan Erciyes’in kuzeyinde bir kilometre uzunluğunda bir dağ buzulu vardır. Ayrıca dağın doruğunda bulunan Bizans rahiplerinin inzivaya çekildiği mağaralar, aynı zamanda kötü hava koşullarında dağcılar için de birer sığınaktır.Dağcılık ve Kış Sporları alanında Türkiye’nin belli başlı merkezlerinden biri olan Erciyes, Kayseri’nin 30 km güneyinde yer almaktadır. Erciyes kayak pisti dünyanın en iyi kayak pistlerinden birisidir.

Türkiye’nin en yüksek dağlarından olan Erciyes, Kayseri İli’nin güneybatısında tek bir kütle durumunda yükselmektedir. Erciyes’in doruğu genel görünümü ile bir kubbeyi andırmaktadır. Dağın sel yatakları ile derin biçimde yarılmış, yer yer üst üste kubbelerden ve sırtlardan oluşmuş doruklarında, kabaca doğu-batı doğrultulu bir sağrı uzanmakta ve bu sağrı üzerinde iki tepe bulunmaktadır. Bunlardan biri olan 3917 m. yükseklikteki Büyük Erciyes, aynı zamanda dağın doruğunu oluşturur. İkinci tepeyse bunun batısında yer alan Safrakaya tepesi ya da Küçük Erciyes’tir (2700 m.).

Erciyes Dağı’nın kuzey yamaçlarında, yükseklikleri 2200 ile 2700 m. arasında değişen birçok volkan tepesi sıralanmıştır. Bunların başlıcaları Belaşma, Yılbat, Karasığır, Lifos, Kepez ve Kefelik tepeleridir. Yine dağın bu kesimlerinde, lav akıntılarıyla oluşmuş birtakım kaya yığıntı alanları vardır. Sözkonusu yığıntılar, Peri kartını ve Selim kartını adıyla anılmaktadır. Erciyes dağı kütlesinin doğusunda yükseklikleri 1200-1700 m. arasında değişen başka volkan tepeleri yayılmıştır. Çarıktepe, Arkatepe, Un tepesi, Büyük Kızıltepe, Küçük Kızıltepe gibi kabartıların yer aldığı bu bölgede, asıl kütleden görece ayrı olan iki volkanik dağ daha vardır. Bunlar Ali Dağı (1871 m.) ve Yılanlıdağ’dır (1640 m.). Dağın güney ve batı yamaçlarında da Üçtepe, Evliya Dağı, Uçukdağ, Kırmızıtepe, Göktepe, Bozdağ, At Tepesi, Şeyharslan, Beşparmak, Karasivri, Karnıyarık gibi kartınlar ve tepeler sıralanmıştır. Erciyes Dağı’nın doğusunda yer alan ve dağdan Tekir Yaylası ile ayrılan Koç Dağı ise 2700 m. yüksekliktedir.

Erciyes, III. Zaman ortalarından başlayarak çeşitli dönemlerde etkinlik gösteren, lav ve tüf püskürten eski bir yanardağdır. Bu özelliği ile Erciyes Dağı türlü yaştaki volkanlardan oluşmuş bir küme volkan olarak nitelendirilmektedir. Toros orojenez kuşağı ile İç Anadolu masifleri arasındaki alanda, püskürmelerle ortaya çıkan kuzeydoğu-güneybatı doğrultulu dağların en önemlisi olan Erciyes, özellikle pontiyen, pliyosen ve pleistosendeki yanardağ püskürmeleri sonucu bir stratovolkan (tabakalı volkan) olarak yükselmiştir. Erciyes Dağı’nda bugünkü ana volkan konisi, bazaltlı lavlarla oluşan eski volkan temelinin, daha sonra kıvamlı andezit lavlarının püskürmesi sırasında iç basınç sonucu parçalanmasıyla açılan çukurda oluşmuştur. Ana doruğun doğusunda, dağı bir yay biçiminde çeviren Koç Dağı’nın eski volkanın kalıntısı olduğu sanılmaktadır. Bu arada dağın püskürmeleri sırasında ortaya çıkan lav, tüf, dışık (cüruf) ve lapilliler (yanardağ çakılı) yaklaşık 100 km. uzaklığa dek yayılmış ve bu volkanik malzemeler, Erciyes Dağı’nın çevresindeki tepe ve platoların buğünkü yapısını belirlemiştir.

Erciyes Dağı üzerinde IV. Zaman’da oluşan buzullar ise aşındırma yoluyla dağın yüksek kesiminde geniş ve derin sirkler (buz yalakları) ortaya çıkarmıştır. Dağda, 3000-3500 m. arası yükselti kuşağında yer alan bu 8 buz yalağından birinin geniş bölümünde bir buzul bulunmaktadır. Boyu 700 m, eni ise yaklaşık 200 m. olan bu buzulun kalınlığı 20 ile 50 m. arasında değişmektedir.

Bu buzul devrinden sonra da Erciyes’te yeniden yanmalar belirmiş, bu dönemdeki püskürmeler sınırlı ve daha küçük ölçüde, dağın kenarlarındaki yarıklardan, çoğu kiremit renkli cüruflar püskürtülmüş, böylece Büyük Kızıltepe, Küçük Kızıltepe gibi nisbeten ufak çapta koniler oluşmuştur. Böyle küçük püskürmeler günümüzden 2000 yıl öncesine kadar da görülmüş olmalı ki, Miladın başlarında coğrafyacı Strabo, eserinde Kayseri şehri yakınındaki ateş çukurlarından geceleyin fışkırdığı görülen alevlerden söz etmiştir. Bu Erciyes’in son faaliyeti olmuştur. Günümüzde Erciyes, sönmüş bir genç volkan dağı olarak, 3916 m. yüksekliği, heybetli görünüşü, 1100 km2yi geçen alanı, çevresine canlılık veren varlığı ile bölgenin bir tabiat zenginliğidir.

Erciyes’in yer aldığı bölgenin doğal bitki örtüsü bozkırdır. Ancak, bu bölgenin kimi kesimlerinde yer yer çalılıklar ve nemli yerlerde meyve, kavak ve söğüt ağaçları da görülmektedir. Erciyes’te 1500-1600 metreye dek çıkan bozkır bitki örtüsü, yerini daha sonra 2500 metreye ulaşabilen dağ bitkilerine bırakır. Erciyes’in bundan sonraki yüksekliklerinde ise yüksek dağ bitkileri yer almıştır.

Erciyes Dağı çevresi, eski dönemlerden beri önemli bir yerleşme merkezi olma niteliğini korumuştur. Nitekim Kayseri İl Merkezi bu dağın eteğine yakın bir bölgede kurulmuştur. İlin önemli yerleşme merkezlerinden Develi ilçesi ise dağın güney eteklerinde yer almaktadır.

Erciyes’in yüksek kesimindeki başlıca yol, Tekir yaylası üzerinden geçen Kayseri -Develi yoludur. Öte yandan Erciyes, il halkı için önemli bir dinlenme yeri oluşturmaktadır. Özellikle kuzey yamaçları, 1500-1600 metreye kadar bağ ve bahçelerle doludur.

Türkiye’nin üçüncü Ortaanadolu’nun en yüksek dağı olan Erciyes, uluslararası kış sporları merkezi konumundadır. Kayak ve dağcılık için son derece elverişli pist ve kulvarların yer aldığı Erciyes’te son yıllarda yapılan çalışmalarla modern konaklama yerleri inşa edilmiştir. 24 saat hizmet veren tesislerin yanısıra ulaşım için yollar sürekli açık tutulmaktadır

Kayseri İl merkezine 25 km uzaklıktaki Erciyes dağının 1800 ile 3000 metre arası yükseklikleri dağ ve kış turizmi açısından önem arz etmektedir. Uludağ ve Palandöken Kayak Merkezlerine rakip olabilecek bir potansiyele sahip olan Erciyes Kış Sporları Turizm Merkezi; 19 Nisan 1989 tarih ve 20144 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 23 Mart 1989 tarih ve 89/13900 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uluslararası kayak merkezi olarak ilan edilmiştir.

Kayak mevsimi 1 Kasım-1 Mayıs tarihleri arasında beş aylık oldukça uzun bir süreyi kapsamaktadır. Kar kalitesi iyidir. Kayak pistleri yüzde 30-10 arasında değişiklik gösteren eğime sahiptir. Çeşitli disiplinlerde kayak yarışmalarına imkan tanımaktadır.

Misvak Ağacı

MİSVAK AĞACI (Salvadora persica)


   

MİSVAK AĞACI (Salvadora persica)

Alm. Zahnbürstenbaum (m), Fr. Salvadora, İng. Toothbrush tree. Familyası: Misvakgiller (Salvadoraceae). Türkiye’de yetiştiği yerler: Yetişmez.

Afrika ve Asya’nın steplerinde yetişen, tuzlu toprakları seven, dikensiz çalı ve küçük ağaçlar. Arabistan’da bu ağaca “erâk ağacı” denir. Yaprakları karşılıklı, tam ve derimsidir. Çiçek halkaları dört parçalıdır. Meyveleri küçük bir kiraz gibidir, yenilebilir. Misvak ağacının odunu liflidir.

Kullanıldığı yerler: Dalların ucundan tiftiklenebilen lifleri dolayısıyle diş fırçası olarak kullanılır. Misvak, parmak kalınlığında, 20 cm kadar boyda, esmer renkli çubuklar hâlinde olup, bitkinin kurutulmuş gövde ve dal parçalarıdır (Bkz. Misvak). Misvak bitkisinin yaprakları kuvvet verici, ateş düşürücü ve yatıştırıcı, meyveleri ise gaz söktürücü ve idrar arttırıcı olarak kullanılır. Misvak su ile birleşince kimyasal olarak meydana gelen madde, mikropları öldürür. Bu bakımdan diş temizliğinde kullanılır.

Menenjit

Alm. Meningitis, Hirn hautentzündüng, Fr. Ménengite, İng. Menengitis. Beyin zarlarının iltihabı. Kafatası zedelenmeleri veya orta kulak hastalığı sonucu beyin zarları iltihaplanabilir. Kanla gelen mikroplar da özellikle küçük çocuklarda menenjit yapabilir.

Menenjite, mikroorganizmalar yol açmaktadır. En sık rastlanan mikrop menengokok ismi verilen kahve tanesini andıran bir çift mikroptur. Ayrıca steptokok, stafilokok, pnömokok, haemophilus influenzae isimli mikroplar da menenjite sebep olabilirler.

İnsanların çoğunda menengokoklar sâdece boğazda bulunur, fakat kişinin rutubet ve soğuğa veya fazla miktarda mikrop istilâsına mâruz kalması sonucu, bu mikroplar kan dolaşımına geçerler. Kuluçka devri 1-5 gündür ve belirtileri ânî başlar. Ateş yükselir, çocuklar havâle geçirebilir, deri döküntüsü görülebilir. Çok şiddetli baş ağrısı, fışkırır tarzda kusma vardır, ışığa bakamaz, genellikle bacaklarını ve omurgasını gergin tutarak, bir yanına yatar. Ense sertliği vardır. Boynunu öne eğemez. Sırt üstü yatan hastanın bir bacağı karnının üstüne gelecek şekilde büküldükten sonra, bacağı dizden açmaya çalışmasıyla, çok şiddetli ağrı hissedilir (kernig belirtisi). Hastanın komaya girmesi, durumun çok ağır olmasına işarettir.

Kesin teşhis, hastanın belinden su alınıp (lomber ponksiyon) mikroskopta incelemek ve biyokimyâsal araştırmalar yapmakla konulur.

Bütün menenjitlerde klinik bulgular hemen hemen aynıdır. Ayırım, belden alınan sıvının incelenmesiyle mümkündür. Menengokok, stafilokok, pnömokok gibi bakterilerin yolaçtığı menenjitte, belden alınan sıvı irinlidir ve bulanıktır. Halbuki tüberküloz menenjitte ve virüslerin sebep olduğu menenjitte belden alınan sıvı berraktır.

Tedâviye âcilen başlanmalıdır. Belden alınan sıvıdaki mikroplara uygun olan antibiyotik tesbit edilinceye kadar, yüksek dozda penisilin ile tedâviye başlanır. Daha sonra uygun antibiyotik hangisi ise onunla tedâviye devam edilir. Menenjit tedâvisi, hastânede yapılmalıdır.

Tedâvinin yapılmaması, geciktirilmesi veya yanlış olarak uygulanması neticesinde şayet hasta ölmezse, istenmeyen bâzı sakatlıklar kalır (körlük, sağırlık, zekâ geriliği vb.).

Menzil

Osmanlı Devletinde merkezle idârî birimler arasında haberleşmeyi sağlamak, emir ve fermânları istenilen yere zamânında ulaştırmak için kurulan konak merkezi. Osmanlı Devletinde Dîvân-ı Hümâyûndan çıkan emirleri zamânında ilgililere yetiştirmek önemli bir işti. Hazîne gelirlerinin büyük bir kısmını meydana getiren vergilerin vaktinde toplanması, asker sevki ve benzeri bütün işlerin halli, merkezden gönderilen emirlerle yaptırılmaktaydı. Bu emir ve fermanların istenilen yere zamânında ulaştırılması için ana yolların geçtiği şehir ve kasabalarda uygun aralıklarla “menzil” denilen durak evleri yapıldı. Böylece çok geniş bir alanda yayılmış bulunan Osmanlı Devleti, haberleşmeyi menzil teşkilâtı ile sağladı.

Osmanlılarda menzil teşkilâtının on altıncı asırdan îtibâren hizmet verdiği bilinmektedir. Devletin kuruluş yıllarında haberleşmenin ulaklar vâsıtasıyla yapıldığı ve bunların belirli yerlerde mola verme ve at değiştirmeleri için özel ulaşım merkezleri bulunduğu bilinmekte ise de teşkilâtı hakkında hiçbir bilgi yoktur.

On altıncı yüzyıldan îtibâren menziller ve bu teşkilâtın görevlileri, Defterdâr kapısının Mevkûfât Kalemine âit, Menzil Halîfeliğine bağlıydılar. Burada bulunan Menzil Halîfesi Kalemi, hayvanlarla yapılan posta ve menzil muâmelâtına bakardı. Haber getirip götüren ulaklar menzillerde dinlenir, ihtiyâçlarını görür ve at değiştirirlerdi. Menzillerde, menzilci denilen bir idâreci ile hayvanların bakımı ile uğraşan hademeler vardı. Ayrıca menzillerde koruyuculuk görevi yapan ve sürücülere yol gösteren kimseler de olup, bunlara kulaksızlar denilirdi.

Menzillerde ne kadar at ve kılavuz bulunacağı ve yıllık beygir ücretleri ile diğer masraflar, Menzilci tâyini sırasında tesbit edilirdi. Her menzildeki at ve kılavuz sayısı değiştiği gibi, masraflar da buna göre artıp eksilirdi. Menzil masraflarının bir kısmı menzil nerede kurulmuşsa, o yer halkının avârız akçesinden, bir kısmı ulaklardan, önemli bir bölümü de Hazîne-i âmireden karşılanırdı.

Menzil yolları stratejik ve askerî ihtiyaçlara göre değiştirilirdi. Meselâ, Rumeli’deki menzilhâneler, o bölgedeki savaşlar sebebiyle çok zorlandı ve 1691’de Köprülüzâde Mustafa Paşanın buyruldusu ile yeniden düzenlendi.

1834 yılında ise, menzil sisteminin yanısıra posta teşkilâtı kurulmaya başlandı. Nitekim Üsküdar’dan İznik’e kadar olan yol tâmir edildikten sonra, ilk posta arabası bu arada çalıştırıldı. 1839 yılından sonra öncelikle İstanbul-Edirne ve İstanbul-İzmir arasında, sonra da diğer vilâyetlerle İstanbul arasında posta teşkilâtı kurulmaya başlandığından menzil usûlü târihe karıştı.

Atom Saati

Alm. Atomische Uhr, Fr. Horloge Atomique, İng. Atomic clock. Atom veya moleküllerin titreşimlerini kullanarak zamanı büyük bir hassasiyetle ölçen alet.

Zaman ölçümünde temel birim saniyedir. Saniye güneş gününün uzunluğuna bağlı olarak tarif edilmiştir.

Ancak ilmi çalışmalar için daha ileri bir hassasiyet gerekmektedir.

Atom saatinin esasını, atom ve moleküllerinin belirli frekanslarda enerji emerek veya yayarak, enerji alıp verebilecek duruma gelebilmeleri teşkil etmektedir.

Bir atom veya molekül sisteminden yüksek frekansta kararlı elektromanyetik dalgalar üreten ve maser adı verilen bu cihazlar üzerindeki çalışmalar 1940 yılında başlamıştır. 1949’da ABD’nin Milli Standartlar Bürosu, amonyak molekülünün özelliklerine bağlı olarak ilk saati imal etmiştir. 1955’te İngiltere’de, frekansı, saniyede 9.192.631.750 devir olan sezyum ışını kullanılarak atom saati yapılmıştır. Bu saatin hassasiyeti 1/1011 derecesinde olup, 1963 yılında milletlerarası zaman standardı olarak kabul edilmiştir.

1960 yılında ABD’de 1/1012 hassasiyetinde hidrojen ışın maseri geliştirilmiş olup, hassasiyeti 1/1014e yükseltmek için çalışmalar yapılmaktadır. 1/1014 hassasiyet üç milyon yılda bir saniyelik bir hataya karşılık gelmektedir.

Direnç

Alm. Widerstand (m), Fr. Resistance (f), İng. Resistance. Kelime olarak, “bir kuvvetin etkisine karşı gösterilen zorluk.” Fizikte bu terim bu anlamına uygun olarak birçok yerde kullanılır.

Mekanik direnç, hareket üretmek isteyen kuvvetlere karşı bir malzeme parçasının gösterdiği güçlüktür. Bu direnç sürtünme ve eylemsizlik gibi sebeplerden doğar. Birimi mekanik “ohm”dur.

Akustikte akustik dirençten, Akışkanlar mekaniğinde de akışkan direncinden söz edilir.

Direnç denince çoğu kere elektrikî (elektriksel) direnç akla gelir. Bir elektrik devresine bir gerilim uygulandığında, uygulanan gerilimin devreden akıttığı akım pekçok hâllerde bu gerilimle orantılıdır. Bu orantı bağıntısına “Ohm Kânunu” adı verilir. Gerilimin akıma oranına direnç, akımın gerilime oranına, yâni direncin tersine iletkenlik denir. Bir iletkenin iki ucu arasındaki potansiyel farkı (gerilim) V, iletkenden geçen akım I ise, iletkenin direnci:

                           V
                             R= ¾¾ olur.
                                   I

V (volt), I (Amper) olarak alınırsa R’nin birimi “ohm” olur. İletkenlik birimi ise siemens’tir. 106.3 cm uzunluğunda, 1 mm2 kesitinde, 0 °C’deki civanın direnci 1 ohm’dur denir.

Bir telin direnci telin kesitine, boyuna ve telin yapıldığı maddeye bağlıdır. Tel kesiti büyüdükçe direnç azalır. Onun için büyük akımların geçeceği teller kalındır. Bâzı cisimlerin direnci o kadar büyüktür ki, bu cisimler akım geçirmez. Böyle cisimlere “yalıtkan” denir.

Bir telin direnci, tel uzadıkça (dirençlerin seri bağlanması ile) ve sıcaklıkla artar. Direnci hesaplamak için birim uzunluk ve birim kesitteki iletkenin direncini bilmek gerekir. Buna “öz direnç” denir. š(ro) harfi ile gösterilir. Buna göre uzunluğu l, kesiti S ve direnci š olan bir iletkenin direnci R ise:

 

FORMÜL VAR!

DİKKAT! YUKARIDAKİ ....... OLAN YERLERE VE FORMÜLE (RO) ve (EL) HARFLERİ PİKAJ EDİLECEK.!

(l) m (S) mm2 olarak alınırsa, (R) ohm cinsinden bulunur.

Genellikle öz direncin birimi ohm-mm2/m olarak kullanılır.

Bir bobinin endüktansından dolayı alternatif akıma karşı gösterdiği zorluğa endüktif direnç denir. Bunun değeri frekansa ve endüktansın değerine ve sâbit bir sayıya bağlıdır.

Endüktif direnç= XL = 2 p .f.L

f ® Frekans birimi hertz.

L ® Endüktans birimi henry.

2p= 6,28’e eşit bir sayı.

Bir kondansatörün alternatif akıma karşı gösterdiği zorluğa da “kapasitif direnç “ veya “kapasitif reaktans” denir. Bu da frekansa ve kapasiteye bağlıdır.

                                   I
    Kapasitif direnç = Xc = ¾¾¾¾¾¾
                                        2p.f.C

f ® Frekans (Hz)

c ® Kapasite (Farad)

formüllerden de anlaşıldığı gibi endüktif direnç frekansla doğru orantılıdır, kapasitif direnç ise frekansla ters orantılıdır. Bu özelliklerinden dolayı bu iki direnç filitre devrelerinde istenilen frekansı süzmek için çok kullanılır.

Bütün metaller ve kömür iyi iletken, akım geçiren sıvılar orta seviyede iletkendir. Akım geçirmeyen maddelere yalıtkan denir. Lâstik, kauçuk, ipek, pamuk, kâğıt, çam, porselen, mermer, mika, yağ, bakalitler, mukavvalar, fiber yalıtkandır. Germanyum, silisyum gibi yarı iletkenler denilen maddeler sıcaklıkla dirençlerinin azalması sebebiyle diyotlarda, transistörlerde, fotosellerde, elektronik entegre devrelerinde kullanılır.

Metallerin direnci ısı ile artar. Kömür ve sıvıların direnci ise azalır. -273°C sıcaklığa yaklaşınca çok az direnç gösterirler. Bu hâle “süper kondaktivite” aşırı iletkenlik ismi verilir. -273°C sıcaklığı 0°K denilen moleküler hareketlerin durduğu sıcaklıktır.

Bizmutun direnci mağnetik alanda, Selenyumun direnci ise aydınlanma ile değişir. 

Distribütör

Alm. Werteiler, Fr. Distributeur, İng. Distributor. Kelime olarak mânâsı “dağıtıcı” demektir. İçten yanmalı motorlarda, indüksiyon bobini ile elde edilen yüksek gerilimli elektrik akımını bujilere dağıtan elemana distribütör denir. Yâni motorlarda ateşleme tertibatının bir parçasıdır. Motor silindirlerindeki supapların açılıp kapanmasıyla âhenkli olarak elektrik akımının geçmesini sağlar. Ateşlemenin düzenli bir şekilde devâm edebilmesi için, distribütör, bir dişli tertibatla motorun kam mili tarafından idâre edilir.

Karbondioksit

Alm. Kohlendioxyd (n), Fr. Dioxyde (m) de carbone, İng. Carbon dioxide. Bir karbon, iki oksijen atomunun kovalent bağlarla bağlanmasından meydana gelen bir bileşik. Renk ve kokusu yoktur. Karbon ihtivâ eden besin vb. maddelerin metabolize edilmesi sonucu meydana gelen bir son üründür.

Solunumdaki yeri açısından hayâtî önem arz eder. Oksijen akciğerlere üst hava yollarını geçerek gelir ve alveolde hemoglobin ile taşınarak alveole getirilmiş olan karbondioksit ile yer değiştirir. Daha sonra karbondioksit oksijenin tâkip ettiği yolla dışarıya verilir. Bitkiler gündüz CO2 alır, O2 verirler. Gece ise O2 alır, CO2 verirler.

CO2 serbest gaz hâlinde volkanik bölgelerden çıkan gazlarda, suda çözünmüş olarak ise mâden suyunda bulunur. Şehir ve dağlık bölgelerde değişmek üzere atmosfer havasında ortalama % 0,03-0,04 nisbetinde, egzozda ise % 13 nisbetinde bulunur.

Laboratuvarda CO2, kızdırılmış kok kömürü üzerinden hava geçirilerek elde edilir. CO2 kanda belli seviyelerde bulunur ve vücudumuzun tampon sistemlerinden birini meydana getirir. Kanda artması halinde asidoz, azalması halinde ise alkaloz meydana gelir. Bu durumlar dolaylı olarak hidrojen iyonu konsantrasyonunu etkilemesi ile meydana getirir.

Karbonik asit: Karbondioksidin su ile reaksiyonu sonucu meydana gelen zayıf bir asittir: (CO2+H2O Æ H2CO3) Gazoz ve soda yapımında kullanılır. Karbonik asit basınç altında şişelere konur, bir kısmı çözünür, bir kısmı ise sıvının üzerinde kalır. Kapak açılınca kaynama sesi vererek dışarı çıkar. çözünmüş kısım ise gazoza, sodaya tat verir.

CO2 yangın söndürme aracında da kullanılır. Bugün birçok yerde bulunması mecbûrî olan bu araçların aslını basınçla doldurulmuş CO2 meydana getirir. Kâfi miktarda CO2 bulunan yerde yanma olayı devam edemez. Çelik tüplerde 50 Atmosfer basınç altında CO2 saklanır. Tüp içinde basınç sebebiyle sıvı halde bulunur. Musluğu açıldığında CO2 hızla buharlaşır ve yanmakta olan cismin üzerini örter, hava ile temâsını keser. Böylece yanma olayı durur.

Karbondioksit karı: Sıvı halde bulunan CO2yi, tüpü eğerek dışarı döktüğümüzde, gürültü ile etrafa dağılır ve sıvı halden gaz haline geçer. Bu değişim için gerekli enerjinin tamamını dışarıdan alamaz (olay çok hızlı cereyan eder) ve bir miktarını kendi içinden alır. Böylece gaz halindeki CO2 kendini soğutarak donar. Buna karbondioksit karı denir. Bu olaydan faydalanılarak istenildiği anda -80°C lik soğuk ortam elde edilebilir. Dewar kapları bu karın asetonla karıştırılmasıyla meydana getirilen özel termoslardır. Bu termosların dışarıyla ısı alış verişi olmadığından -80°C’lik ortam elde edilmiş olur.

Atardamar kanında, CO2 basıncı 120 mm Hg’ye varırsa; baş ağrısı, adale seğirmeleri, oryantasyon bozukluğu, (olmayan şeyleri gören) bir şuur bulanıklığı, konfüzyon, hatta koma görülebilir. Kanda yüksek CO2 bulunması durumunun tedâvisinde dakikada en fazla 1-3 litre O2 ve toplardamar yoluyla niketamit verilir. 

Yalıtkan

  Alm. Isolator, Nichtleiter (m), Fr. Isolant (m), İng. Insulator. Sesi, ısıyı ve elektrik akımını çevreye iletmemek maksadıyla kullanılan maddeler. Yalıtkanlar, ses, ısı ve elektrik enerjisinin çevreye yayılmadan, kayıpsız olarak muhâfazasına ve nakline yardımcı olurlar. Yalıtkanlar kullanma maksadına uygun olarak seçilir. Ses için iyi bir yalıtkan, elektrik akımı için uygun olmayabilir. Tatbikatta yalıtkanlar en çok elektrik konularında ve ısı üretme ve naklinde kullanılmaktadır.

Elektrikî yalıtkanlar: Elektrikî yalıtkandan beklenilen, iletken tarafından taşınan elektronların kayıp vermeden kullanılacağı cihaza ulaştırılmasıdır. Elektrikî yalıtkanlarda aranılan hususlar yalıtkanlık direnci (tecridiyet), dielektrik kuvvet, güç faktörü ve dielektrik sâbitidir. Bir iletkende elektrik akımı belli bir potansiyele (gerilim) akıtılıyorsa elektronların çevreye yayılmaması için yalıtkanlık direncinin yüksek olması lâzımdır.

İletken üzerindeki potansiyelin çevredeki daha düşük seviyedeki potansiyele elektron atlaması yapmaması için de dielektrik kuvveti yeterli olmalıdır. Bütün bu özelliklere rağmen yine bir miktar kayıp söz konusudur. Bu kayıpların düşük olması için, yalıtkan güç faktörünün düşük olması lâzımdır. Güç faktörü ısı ile orantılı olarak artar. Yalıtkanda istenilen bir husus da bünyesinde tutabildiği elektrik yükü (şarj) miktarıdır. Buna yalıtkanın dielektrik sâbiti denir.

İyi bir elektrikî yalıtkanda elektron akımını önleme yanında yüksek ve düşük ısıya, mekanik sarsıntılara, kimyevî maddelere, yağa, suya mukâvemet de mühimdir. Mika çok iyi bir elektrikî yalıtkandır ama kırılgandır. Teflon mükemmel bir yalıtkandır. Fakat çok pahalıdır. Yalıtkanlar seçilirken kullanma yerlerine göre özellikleri dikkate alınır. Dielektrik kuvveti 1000-5000 V arasında değişen, 100°C-250°C ısıya dayanıklı, her türlü kimyevî, mekanik sarsıntıya dayanıklı, su asit gibi sıvılar içinde çalışabilecek elektrik âletlerinde kullanılmaya elverişli silikonlu, epoksili, fenolik, polietilenli, asfalt türü muhtelif özelliklerde vernikler yalıtkan olarak kullanılmaktadır. Yalıtkan malzeme olarak tatbikatta kâğıttan, poliester emdirilmiş pamuklu ve cam elyafı kumaşlardan, asbestostan ve ısıtıcı dirençlerde magnezyum oksitten de istifâde edilir. Bu iletken veya elektrik cihazında bâzan birkaç tür yalıtkan birlikte kullanılır. Mika, fiber levha, teflon yalıtkanlar daha ziyâde iletkenler arasında levha hâlinde bulunur.

Isı yalıtkanları: Termal yalıtkanların ana görevi ısı kaybını önlemektir. Bu tür yalıtkanlar dolgu ve yansıtıcı olmak üzere iki cinstir. Yalıtkan seçimi için cinsine, ısı miktarına, mekanik şartlara, işin ekonomisine bağlıdır.

Dolgu yalıtkanı olarak mâden talaşları, bitki lifleri, asbestosla karışık kalsiyum silikat, ateş tuğlası gibi maddeler kullanılabilir. Bunlar, aralarındaki hava boşlukları vâsıtasıyla ısı kayıplarına mâni olurlar.

Yansıtıcı yalıtkanlar umûmiyetle alüminyum ince levha, alüminyum kaplı kâğıt ve kumaş metaller üzerine parlaklık sağlayan bir kaplama metodu ile elde edilen malzeme olabilir. Bunlar ısıyı yansıttığı için arka taraflarına geçişe izin vermemiş olurlar.

Isı yalıtkanların 0°C ile 3000°C arasında tatbikat sahası vardır. Düşük derecelerde sıvı hidrojen ve helyum ısı yalıtkanları ile çevrilmiş muhâfazalarda saklanır. Roket ve uzay araçlarında 3000°C üstünde ısı artışlarına karşı kapsül ve donanımları koruyucu yalıtkanlar vardır.  

Youtube Embed

https://www.youtube.com/watch?v=ac9Ljx6vjOM
watch?v= to embed/
https://www.youtube.com/ embed/ ac9Ljx6vjOM

İletişim

Bizimle İletişime Geçin